ÇARŞIDAN DA ÖTE BİR ÜNİVERSİTE

ÇARŞIDAN DA ÖTE BİR ÜNİVERSİTE
Araştırmacı Taripçi Yazar Mustafa Cingil, Kayseri Kapalı Çarşısı’nın tarihsel sürecini, o çarşının içinde yaşananları farklı bir dille özetledi. Yazarın sosyal medyada da paylaştığı bilgilere göre, Kayseri Kapalı Çarşısı yalnızca bir çarşı değil aynı zamanda bir üniversite görevi görüyordu. Şimdi Yazar Mustafa Cingil’in aktardıklarına bir göz atalım…

Kayseri Kapalı Çarşısı, İstanbul Kapalı Çarşısı’ndan sonra Türkiye’nin ikinci büyük, Anadolu’nun ise en büyük çarşısıdır.

Kayseri önemli ticaret yollarının kesiştiği bir konumda bulunması nedeniyle Asur kolonileri, Roma, Bizans, Dânişmendli, Selçuklu, Erâtna ve Osmanlı dönemlerinde her zaman önemli bir ticaret merkezi olmuştur.

Bu nedenle; Kayserililer’in ticari kabiliyetlerini tarihin derinliklerinde aramak gerekir.

Yani... Coğrafyası Kayseri’nin hep kaderi olmuştur !

Türkiye’nin en eski çarşılarından olan Kayseri Kapalı Çarşısı, Kale surlarının içinde yer almış olup, Kayseri’nin Osmanlı hâkimiyetine geçtiği 15.yüzyılın ortalarından itibaren oluşmaya başlamıştır.

Çarşı, Kayserililer’in “içerişâr” (içeri şehir) olarak adlandırdıkları bölgede 12. yüzyıl Selçuklu Dönemi çarşı kalıntıları üzerine inşâ edilmiştir.

1649’da Kayseri’ye gelen Evliya Çelebi Kapalı Çarşı’daki, “çarşı ve esnaf gruplarından” bahsederek, belirli malların belirli sokaklarda satıldığını söylemiştir;
Attarlar Çarşısı, Terziler Çarşısı, Damgacılar Çarşısı gibi...

Aslında bu gelenek Selçuklular döneminde ilk defa Kayseri’de kurulmuş olan Ahilik Teşkilatı’nın Osmanlı dönemindeki Lonca teşkilatına yansımasıdır...

İlk yapıldığı yıllarda, sağlı sollu dükkânların dizildiği yolların üzerleri tamamen açık idi.

Dükkânlar arasında ayrıca kışın yağan karların atıldığı karlıklar bulunmaktaydı.

Bugünkü şekil ve planına 1871 yılındaki yangından sonra kavuşmuş olup, “kapalı” olarak inşâ edilmiştir.

1950- 1957 yılları arasında Belediye başkanı olan Osman Kavuncu, Bakırcılar ve Kazancılar gibi bazı çarşıları yeni kurulan sanayi bölgesine taşımıştır.

Bu uygulama Kapalı Çarşı’da
o yıllarda ticari aktivitenin epeyce durgunlaşmasına sebep olmuştur.

Zamanla bazı sanatkârların yok olması ile boşalan yerlere de yeni iş kolları yerleşmiştir.

1982 yılından sonra aşama aşama rölöve ve restorasyon çalışmaları ile Çarşı, günümüzdeki halini almıştır.
___________________________

KAPALI ÇARŞI ; BİR HAYAT ÜNİVERSİTESİ !

Eskiden, her çarşının bir mıntıkası olur ve o mıntıkadan sorumlu bir ongüsman (hatırı sayılır büyük kişisi, o mıntıkadaki esnafların başı) olurdu.

Esnaftan birinin bir sıkıntısı olduğunda o çözerdi.

Esnaf çocuklarının hangisinin hangisine evlilik konusunda yakışacağını ongüsman tavsiye ederdi;
“-Aile olarak size yakışır...
-Oğlan büyüdü...Yakışan da budur...” şeklinde arayı bulurdu.

O esnafı iyi tanır, huzurun devamlılığını sağlamaya çalışır
ve ticari anlaşmazlıklarda da mahkemeye düşmeden, arabuluculuk yapardı…

Çarşı’nın bir de zabiti (bekçisi) olurdu.
Bekçi yabancı birini gördüğünde;

“-Yiğenim ne ararsın..?”
şeklinde tatlı sert bir sorgudan geçirirdi.

Genelde esnaf ve müşteriler birbirini tanırdı.

Kapalı Çarşı içinde tellallar olurdu.
Çarşıya köylülerin getirdiği mallardan bağırarak herkesin haberdar olmasını sağlardı.

Bu mallar açık artırmaya çıkar, böylece köylünün hakkını alması için en uygun fiyata satılmış olurdu.

Esnaf sabah namazından sonra evine döner.
Sabah kahvaltısını, “un çorbası” ve gelirken fırından aldığı “sıcak pide” ile yaptıktan sonra erkenden Çarşı’ya geçerdi.

Çarşı’nın bir ucundan kendi dükkânına varıncaya kadar tüm esnafa sıradan;

“-Selâmün Aleyküm !
-Allah rast getireee ! “ şeklinde selam verirdi.
Besmele ile dükkânlar açılırdı.

Her dükkânda usta, çırak ve şehetlik yapan bir çocuk bulunurdu.

Şehetlik yapan çocuk genellikle ustanın oğlu ya da akrabasıdır.

Şehedin sabah dükkândaki ilk işi temizliktir.
İbriği alır, çeşmeye ya da caminin çeşmesine gider suyla doldururdu.

Hatta...
Diğer dükkân komşularının ibriklerini de doldururdu.

İbrikle önce dükkânın önünü sular sonrada süpürge ile dikkatlice süpürürürdü.

Bazen keyfi yerinde olursa dükkân komşularının önlerini de süpürürdü.

Sonrasında...
Herkes kendi kapısının önünde ısınacağı mangalını yakardı.

Bu yüzden sabahları Çarşı içi epey bir dumanaltı olurdu.

Dumanı az olsun diye ufak çıtırgı (genelde kumaş toplarından çıkan küçük tahtalar) mangal üzerine “seplice” dizilerek tutuşturulur, mangal külle beraber içeri alınır ve külün üzerine tuz ekilirdi.

Akşama kadar bu mangal ile ısınılmaya çalışılırdı.

İçerde usta genelde bu mangalın başında otururdu.

Şehetler kapı önünde olduğu için onlar genelde ustaları camiye
ya da bir yere gittiğinde içeri girip hemen ısınırlardı…
(Mart ayına kadar bu mangallar yanardı...)

Dükkân önüne eskiden pek mal konmazdı. Koydukları mallarda sadece dükkânın açık olduğunu göstermek içindi.

En çok satılan mal öne konurdu.

Dükkân içinde malların konduğu tahta terekler, sehpalar olurdu.

Ayrıca...
Bir mangal, sandalye, çekmecesi aynı zamanda kasa görevi de gören bir ahşap masa bulunurdu.

Gün içinde “yemek” müşterinin akışına göre hızlıca yenirdi.

Yazın herkes bağından getirdiği meyve, sebze ne varsa onu çarşıya getirirdi.

Kışın ise yazın bağlarda hazırladıkları kayısı kurusu, dut kurusu, gebetleme, pestil gibi kışlık hazırlarından getirirlerdi.

Ticarette ve günlük çarşı yaşantılarında müsrif olmamaya çok dikkat ederler;

”-Geçimimizin yüzde sekseni
iktisattan geçer” derlerdi.

Dükkânlar akşam namazından sonra kapanırdı.

Isınma ve aydınlatmanın akşamları daha az olmasından ve köylünün de öğleden sonra iki gibi köyüne dönmesinden, gün batımı ile dükkânlar kapanırdı.

Erken Cumhuriyet Dönemi’nde, dükkânlar namaz vakitlerinde
ve akşam halı ile kapanırken, sonra ki dönemlerde ahşap katlanır kapılarla kapanıp, demirle sabitlenirdi.

1975’lerden sonra da metal kepenkler kullanılmaya başlanmıştır.

Bir dükkân içinde usta, çırak ve şehetlik yapan üç kişi bulunurdu.

Dükkânlar arası işçi transferi olmazdı. Çırak ve şehetlik yapan kişiler genelde ustanın oğlu ya da bir yakınıdır.

Baba (usta) evlatları arasında en zeki, gözü açık olanı çırak, diğer çocuğu da “şehet” yapardı.

Bu özelliklere sahip olmayan diğer çocuğunu da “okula” gönderirdi!

Usta, çocuğunun ticaret hayatında daha iyi yetişmesi için, çarşıdaki diğer hatırı sayılır ustaların yanına oğlunu “şehet” olarak gönderirdi.

Dükkân içinde de büyüklük ve küçüklük oldukça önemliydi.

Dükkân kapısı önünde duran şehet nöbet tutar, getire götüre bakardı.
Ustasına ve çırağa sandalye verirdi. Ustanın hareketlerini izler, emirlerini ikiletmeden yerine getirirdi.

Şehetlikten çıraklığa geçmek kazanılan tecrübe ile orantılıydı.

Bu geçiş kâğıt sarmayla başlardı. Gelen müşteriye ilgi, verilen işe sarılma, gözü açık olma, ustaya ve müşteriye hemen yardımcı olma, müşteriye hemen su verme, “leb demeden leblebiyi anlama”... Şehetlikten çıraklığa yükselten en önemli özelliklerdendi.

Çiçegˆi burnunda şehet işe başladığı daha ilk gününde farkında olmadan ustası tarafından sınava tabi tutulurdu;

“-Hadi ogˆlum, git 25 kurus¸luk minâre gölgesi al da gel...”
Ya da... “-Davul tozu”, veya
“-Oyalama kagˆıdı”,
“-Akıl defteri” al da gel diyerek...
Usta göz ucuyla da onu izlerdi …

Egˆer çocuk, kos¸a kos¸a gidip, çars¸ıda gölge aramaya kalkıs¸ırsa, usta da er ya da geç yeni bir çırak bulması gerektigˆini bilirdi.

Ama...
Egˆer mantıgˆını kullanır ve bütün saygısına ragˆmen ustasının bu istegˆine kars¸ı gelirse o zaman usta, onun zekasına ve ticarete yatkınlıgˆına güvenebilecegˆine...
Onu egˆitip dükkanı teslim edebilecegˆine ve hatta günün birinde hisse verebilecegˆine inanırdı.

Baba (usta) bazen kendi işini genişletmek isterse, daha çok şey öğrensin diye oğlunu başka birinin yanına çırak olarak verirdi.

Verirken de;
“-Eti senin kemiği benim” derdi.

Amacı...
Oğlunun dışarıdaki usta ile kendisi arasındaki farkı daha iyi görmesidir;
“-El yanını görmeyen, kendi yanının değerini iyi bilmez” derlerdi.

Müşteri-esnaf ilişkilerinde esnafın gelen müşteriye göre değişen ticari tavrı...Bu işin ne denli ciddi bir deneyimden geçtiğinin göstergesidir.

Esnaf, öncelikle müşteri memnuniyetine önem verir, para kazanma olayı en son noktada düşünülürdü.

Dükkâna giren müşteriye
hafif yollu hal hatırın ardından;

“-Nirelisin..?” diye sorulurdu.

Gaye...
Ahbaplık kurup, tanıdık çıkarak müşteriyle yakınlık kurmaktı.

Dükkânlara çoğunlukla tanıdık müşteriler gelirdi.
Hısım, akraba pek para kazandırmaz, çok ikram bekler, esnafın az para kazanmasını isterdi.

Dükkân sahibi “alıcı” ile “bakıcıyı” çok iyi teşhis ederdi.

Memurlara, dükkân sahipleri bakar ve ikramlarda bulunurdu.

Alım gücü zayıf gördükleri müşteriler ile de çırak ilgilenirdi.

Çarşı’nın müşterisi genelde Kayseri köylüsüydü...

Esnaf köylüye malı, köylünün hasat zamanına göre veresiye defterine yazarak verirdi.

Bazan da...
Süt, yağ gibi yiyecek malzemeleri karşılığında da malını köylüye verirdi.

Müşteriye...
“-Nirelisin..?” diye sorduğunda, eğer müşteri Yeşilhisarlıysa koyu renk malzeme satılmazdı.

Müşteri...
Erkiletliyse...Bir Erkiletli kendi esnafından başka kimseden
alış-veriş yapmazdı.

Yani...
Kapalı Çarşı’da esnaflık çok zor zenaatti !!!
Her şeyi bileceksin...
Özel yeteneklerin olacak.
İnsan psikolojisinden, sosyolojiden çok iyi anlayacaksın...

Komşuluğa çok önem verilirdi.
“-Dükkân alma, komşu al” denilirdi.

Kapalı Çarşı’da dükkân komşusu olmak, ev komşusu olmaktan çok daha öte bir şeydi.

Komşusu dükkânda olmadığı bir sırada gelen müşteri ile hemen kendi dükkanı gibi ilgilenirlerdi.

Komşular arasında birlik, beraberlik ve yardımlaşma vardı.

Örneğin...
Esnaftan birisinin dükkânı yansa, diğer esnaflar elbirliği ile o dükkânı ayağa kaldırırlardı.

O dönemde...
Bir kişinin her bakımdan doğruluğu, dürüstlüğü, saygılı oluşu, toplumda sözü dinlenip değer verilen biri oluşu tek bir kelime ile ifade edilerek ;
“-Esnaf Adam !” denirdi.

Bu söz her şeye bedeldi !!!

Tüm bu terbiye ve eğitimin yeri ise “Kapalı Çarşı” idi.

Günümüzde Organize Sanayi Bölgesi’nin temellerini atan girişimcilerimizin çoğu,
Hava İkmal Bakım Merkezi,
Ana Tamir Fabrikası ve
Kapalı Çarşı’dan yetişenlerin ahvadıdır.

Ancak...
Kapalı Çarşı şimdi...
Eski görüntüsünden oldukça uzaktadır.

Kazancıların…
Bakırcıların…
Diğer zanaatkarların keyif veren o ritmik tıkırtıları…
Çarşı’nın insanı derinliklere sürükleyen o mistik kokusu...
Artık maalesef yok olmaktadır.

Kapitalizmin en acımasız savaşçıları olan AVM‘lerle olan mücadelelerini ne yazık ki kaybetmek üzereler.

Bir diğer olumsuz gelişme de;
Atadan babadan bir miktar sermayesi olan, askerliğini yapmış ama bir meslek sahibi olamayan gençlerin geçim yeri haline gelmiştir Çarşı.

Bu şekilde çekirdekten yetişmeyenler de çarşıdaki esnaflık kültürünün ve güveninin kaybolmasına neden olmaktadırlar.

Eskiler ise AVM’lere kaçan müşteriler için ;
“-Kıymetimizi bir gün
anlayacaklar...
-Kürkçü dükkânına elbet geri
dönecekler ! ” şeklindeki umutlarını ısrarla ve inatla savunarak hala beklemekteler !

.........................................................
Mustafa Cingil
13/12/2020 Pazar

“TARİH PAZARI” sayfam;
https://www.facebook.com/tarihpazari
#tarihpazari
.........................................................
Kaynakça;

• ÖZNENİN TARİHİ MEKÂNDAKİ AKTİF OLAMAYAN ROLÜ:
“KAYSERİ KAPALI ÇARŞISI”
-Mahmut Karaçağlar ve
-Yusuf Eken röportajı
(Dr.Öğr.Üyesi Filiz Sönmez)

•KAYSERİ TARİHİ ARAŞTIRMALARI ;
“KAYSERİ KAPALI ÇARŞISI”
(Mehmet Çayırdağ)

•KAYSERİ YAKIN TARİHİNDEN NOTLAR
(Halit Erkiletlioğlu)

•BİR ŞEHRİN HAFIZASI / MODERN KAPİTALİZMİN ve ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNİN
GÖLGESİNDE KAYSERİ KAPALI ÇARŞISI ve ESNAFLIK
(Dr.Öğr.Üyesi Aylin Yonca Gençoğlu)

•OSMANLI DEVLETİ’NE KADAR TÜRKLER / MİMARLIK VE SANAT TARİHİ
(Prof.Dr.Ayla Ödekan)

PAYLAŞ
GÖNDER
×